New wave'in kanonu alışılmadık ölçüde tutarlıdır — en iyi albümler modaya değil fikirlere dayandığı için dayanıklılığını korur. Bu 12 plak, formun New York kökenlerini, İngiliz synthesizer gelişmelerini, art rock tutkularını ve pop ticari zirvesini temsil eder.
NEW YORK TEMELİ
TALKING HEADS - Talking Heads: 77 (1977): ilk albüm. Yalın, kaygılı, köşeli. David Byrne'ün vokali şimdiden tümüyle biçimlenmiştir: genizden, ritmik olarak kesin, duygusal olarak belirsiz. "Psycho Killer" new wave'in ilk büyük şarkılarından biridir: minimalist bir funk groove'u üzerinde, kısmen Fransızca, bir katilin ağzından birinci tekil şahıs anlatısı.
BLONDIE - Parallel Lines (1978): türler arasında en akışkan new wave albümü. Her parça farklı bir türde durur: pop punk, disko ("Heart of Glass"), rock, power pop. Mike Chapman'ın prodüksiyonu temiz ve ticaridir; müzik gerçekten yaratıcıdır. Milyonlarca sattı.
TALKING HEADS - Fear of Music (1979): Brian Eno'yla işbirliği derinleşir. "Life During Wartime" ile "Heaven" yelpazeyi gösterir: biri panik içinde bir siyasi şarkı, öteki "hiçbir şeyin olmadığı bir yer" olarak cennet üzerine, kusursuz yinelemeye dair bir tefekkür. Prodüksiyon ilk albümden daha karmaşıktır ama şarkı temelli kalır.
TALKING HEADS - Remain in Light (1980): başyapıt. Doğaçlanan çok ritimli oturumlardan derlenmiş, yeniden yapılandırılmış ve üzerine kayıtlar eklenmiş. Rock albümü mimarisi olarak Batı Afrika ritmi. "Once in a Lifetime" ve "The Great Curve" on yılın biçimsel olarak en incelikli popüler kayıtları arasındadır.
İNGİLİZ SYNTHESIZER DALGASI
THE HUMAN LEAGUE - Dare (1981): belirleyici İngiliz synthesizer pop albümü. "Don't You Want Me" buz gibi bir elektronik prodüksiyon üzerinde dönüşümlü erkek ve kadın bakış açılarıyla anlatılan bir ilişki hikâyesidir. Albüm milyonlarca sattı ve Sheffield'ı bir elektronik müzik başkenti olarak yerleştirdi.
CULTURE CLUB - Colour by Numbers (1983): ticari doruğunda Boy George. Ezgiler olağanüstüdür; "Karma Chameleon" ve "Victims" on yılın en kusursuz kurulmuş pop şarkıları arasındadır. Prodüksiyon gür ve sıcaktır; görsel kimlik toplumsal cinsiyet belirsizliğinde emsalsizdi.
EURYTHMICS - Touch (1983): en etkili hâliyle Annie Lennox'un sesi ve Dave Stewart'ın prodüksiyon zekâsı. "Here Comes the Rain Again" ve "Right by Your Side", orkestral baladdan elektronik funk'a, dönemin başka hiçbir ikilisinin ulaşamadığı bir yelpaze gösterir.
DEPECHE MODE - Some Great Reward (1984): Depeche Mode'un pop synthesizer grubundan daha karanlık ve daha ilginç bir şeye geçtiği plak. Martin Gore'un şarkı yazarlığı açıkça sadomazoşizm, dinî ikiyüzlülük ve iktidar üzerine oldu. Sesler daha soğuk, duygusal içerik daha yoğundur.
İNGİLİZ ART ROCK'I
ELVIS COSTELLO AND THE ATTRACTIONS - This Year's Model (1978): ikinci albüm; ilkinden daha hızlı, daha öfkeli ve müzikal olarak daha incelikli. The Attractions'ın ritim bölümü (Bruce Thomas, Pete Thomas) new wave'in en sıkısıdır. Costello'nun sözleri 1978'de pop şarkısı yazan herkesinkinden daha yoğun ve göndermelidir.
XTC - English Settlement (1982): XTC'nin en iddialı ve en İngiliz albümü. Andy Partridge ile Colin Moulding'in şarkı yazarlığı punk etkisini aşıp özgün bir şeye dönüşmüştü: İngiliz pastorali, music hall, art pop ve avangart etkiler bir arada. "Senses Working Overtime" on yılın büyük single'larından biridir.
THE POLICE - Synchronicity (1983): The Police'in son albümü ve ticari doruğu. Bugün her yerde duyulan "Every Breath You Take", Andy Summers'ın gitar arpejleri ve Stewart Copeland'ın çok özgül bir davul ritmi üzerine kuruludur. Albüm ayrıca "King of Pain", "Wrapped Around Your Finger" ve "Synchronicity II"yi içerir; hepsi yaklaşım olarak farklı, başarı olarak eşit.
BÜYÜK SENTEZ
THE CARS - The Cars (1978): new wave'e uygulanmış Boston art rock'ı. Ric Ocasek'in duygusuz vokali, Elliot Easton'ın gitarı ve Roy Thomas Baker'ın prodüksiyonu aynı anda deneysel ve son derece erişilebilir bir ses yarattı. İlk albüm en eksiksiz bildirileri olmayı sürdürür.
New wave'in tarihsel önemi, punk'ın enerjisini ve ana akım karşıtı tavrını punk'ın açıkça reddettiği müzikal etkilerle birleştirmesinde yatar: art rock, elektronik müzik, funk, disko, reggae ve çeşitli dünya müziği gelenekleri. Talking Heads'in Fela Kuti'nin Afrobeat'ini ve funk ritimlerini benimsemesi, The Cars'ın İngiliz art rock'ını Amerikan ticari popuyla bütünleştirmesi, Devo'nun elektronik çalgıları ve robotik performansları hicivli biçimde kullanması; bunlar yalnızca eklektik tercihler değil, 20. yüzyıl sonu Amerika'sında popüler kültür, teknoloji ve kimlik arasındaki ilişkiye dair tutarlı sanatsal bildirilerdi. New wave'in Amerikan ve İngiliz kolları biraz farklı gelişti: Factory, Rough Trade ve 4AD gibi şirketlerin çevresindeki post-punk sahnesinin biçimlendirdiği İngiliz new wave'i daha karanlık, daha atmosferik seslere yönelirken Amerikan new wave'i MTV'nin ilk yıllarına hâkim olan daha radyo dostu bir melez üretti.
New wave'in elektronik dönüşümü, yani The Human League'in Dare ile deneysel elektronik müzikten synthesizer popuna geçişi ve Eurythmics ile Culture Club'ın synthesizer'ları geleneksel şarkı yapılarına katması, on yıl boyunca radyoya ve MTV'ye hâkim olan 1980'ler ticari popunun şablonunu yarattı. New Order'ın Movement (1981) ile başlayıp Power, Corruption & Lies (1983) ve "Blue Monday" (1983) single'ında kusursuzlaştırdığı, Joy Division'ın post-punk yoğunluğunu dans müziği prodüksiyonuyla birleştiren sentezi, duygusal derinliği dans pisti işlevselliğiyle birleştirmenin elektronik popüler müzik tarihindeki en etkili modellerinden biri olmayı sürdürür. New wave kanonu aynı zamanda müzik videosunun bir sanat biçimi olarak gelişimini de belgeler; 1980'ler müzik videosunun popüler müziğin kitlelere ulaştığı başlıca araç hâline geldiği on yıldı. Devo ve Talking Heads gibi grupların geometrik ışıklandırması, synth-pop modası ve kavramsal imgeleri müziğin kültürel etkisinden ayrılamazdı. Bu dönemin en iyi müziği, MTV güdümlü yüzeysel şıklık ününün düşündürdüğünden çok daha incelikli ve kalıcıdır.