Detroit techno ve Chicago house — endüstriyel düşüşteki iki Amerikan şehri elektronik müziğin en kalıcı dillerinden ikisini nasıl yarattı.
CHICAGO HOUSE: İLK BİREŞİM
House müziği 1982-1985 arasında Chicago'da, esas olarak The Warehouse adlı gece kulübüne ve Importes Etc. adlı plak dükkânına bağlı küçük bir DJ ve prodüktör grubundan doğdu; Ron Hardy'nin çaldığı The Music Box da sahnenin öteki merkeziydi. "House" adı, DJ'i Frankie Knuckles türün ilk önemli figürü olan The Warehouse'tan gelir.
Chicago house dört ayrı müzik akımını birleştirdi: 1970'lerin sonunun egemen siyah dans müziği olan disko (1979'daki Disco Demolition Night diskonun ana akımdaki ticari anını bitirdikten sonra prodüksiyon teknikleri ve ritim yapıları yeraltındaki siyah kulüplerde yaşamayı sürdürdü); Avrupa elektronik müziği (özellikle Giorgio Moroder'in Donna Summer için yaptığı synthesizer prodüksiyonları ve Kraftwerk'in Alman elektronik müziği); duygusal doğrudanlığı ve soru-cevap vokal geleneğini sağlayan gospel ve soul; ve kendine özgü sesleri türün imzası olan ilk davul makineleri, özellikle Roland TR-808 ve TR-909.
Mr. Fingers adıyla kayıt yapan Larry Heard, 1986'da hâlâ house müziğinin kurucu belgesi sayılan "Can You Feel It"i yarattı: davul makinesi kalıbı, bas çizgisi ve sıcak bir pad sesiyle çalınan synthesizer akorlarından oluşan parça, duygusal etkisi (iyimser, arayan, özlem dolu) teknik yapısından ayrılamayacak kadar kesin bir biçimde kurulmuştur; sonraki sürümlerine eklenen konuşma kayıtları da ünlüdür.
Jesse Saunders ("On and On", 1984), Jamie Principle ve Frankie Knuckles ("Your Love", 1987), Marshall Jefferson ("Move Your Body", 1986; piyano akorlarını house'un temel öğelerinden biri yapan ilk büyük piyanolu house marşı) ve Larry Heard, ilk house kanonunu tanımladı.
DETROIT TECHNO: MOTOR KENTİNİN KEHANETİ
Techno 1985-1988 arasında Detroit'te, "Belleville Üçlüsü" diye anılan üç arkadaş tarafından geliştirildi: Juan Atkins, Derrick May ve Kevin Saunderson. Üçü de Detroit'in banliyösü Belleville'de büyümüştü; üçü de George Clinton'ın Parliament-Funkadelic'inden, Kraftwerk'in elektronik müziğinden ve fütürist Alvin Toffler'ın sosyolojik yazılarından etkilenmişti.
Cybotron (Rick Davis'le birlikte) ve sonra Model 500 adıyla kayıt yapan Juan Atkins, ilk açıkça tanınabilir techno müziğini geliştirdi: davul makinesi kalıpları üzerinde synthesizer sekansları, vokalsiz, Chicago house'tan daha soğuk ve mekanik bir nitelikte. Prodüksiyon açıkça fütüristti (Atkins bu müziği "geleceğin film müziği" olarak tanımladı) ve Detroit'in sanayi çöküşüne dair belirli bir çözümlemeden doğuyordu: otomotiv sanayisi makineleşip Detroit işçilerini işsiz bıraktıkça Atkins makinelerin ritimlerini sanayi sonrası bir dünyanın sesi olarak duydu.
Derrick May'in Rhythim Is Rhythim adıyla yayımladığı "Strings of Life" (1987), en ünlü erken techno parçası ve elektronik müziğin en önemli kayıtlarından biridir. 909 kalıbı üzerinde döngüye alınmış coşkulu bir piyano cümlesi, tümüyle elektronik araçlarla yoğun bir duygusal aciliyet yaratır. Sonraki elektronik müzik üzerindeki etkisi abartılamaz.
Kevin Saunderson'ın şarkıcı Paris Grey'le kurduğu Inner City projesi techno'ya vokal ve soul öğesini geri getirdi; "Big Fun" ve "Good Life" (1988) Detroit techno'sunun ticari açıdan en başarılı kayıtları oldu ve türün soğuk makine estetiğinin insani sıcaklıkla bir arada var olabileceğini gösterdi.
İNGİLTERE PATLAMASI VE RAVE KÜLTÜRÜ
İngiliz DJ'ler Amerikan house ve techno'sunu 1987-1988'de İbiza gezileri ve ithal plaklar aracılığıyla keşfetti. Sonuç "İkinci Aşk Yazı" (Second Summer of Love, 1988) oldu: house ve techno çalınan büyük açık hava ve depo partilerinin (rave'lerin) bir kuşak İngiliz genci için başlıca gençlik kültürü deneyimine dönüştüğü bir kültürel patlama. House müziği, MDMA (ecstasy) ve birlikte dans etmenin toplu deneyimi alışılmadık yoğunlukta bir kültürel an yarattı.
İngiltere'nin Amerikan house ve techno'suna yanıtı yerel alt türler üretti: adını Roland TB-303'ün vıcık vıcık "acid" sesinden alan acid house, hardcore ve sonunda tempoyu çarpıcı biçimde hızlandırıp reggae'nin bas ağırlığını elektronik dans müziğine katan jungle ve drum and bass. Jungle/drum and bass (Goldie, LTJ Bukem, Grooverider gibi sanatçılar) İngiliz elektronik geleneğini en incelikli hâliyle temsil eder ve çağdaş prodüksiyonu etkilemeyi sürdürür.
AKADEMİK BAĞLAM
Hillegonda Rietveld'in This Is Our House: House Music, Cultural Spaces and Technologies (1998) kitabı, house müziğinin doğuşunu ele alan en titiz akademik çalışmadır. Simon Reynolds'un Energy Flash (İngiltere adı; ABD'de Generation Ecstasy adıyla, 1998) kitabı rave kültürünün ve müziğinin belirleyici popüler tarihidir. Matthew Collin'in Altered State: The Story of Ecstasy Culture and Acid House (1997) kitabı da temel kaynak olmayı sürdürüyor.
Techno ve house'un etkisi dans pistinin çok ötesine uzanır. Prodüksiyon teknikleri, yani kompozisyon birimi olarak döngü, ritmik temel olarak davul makinesi kalıbı ve armonik doku olarak synthesizer pad'i, bugünkü neredeyse bütün popüler müzik prodüksiyonunun temelinde yatar. Bir pop prodüktörü davulları metronoma kaydedip en iyi ölçüyü döngüye aldığında techno'nun kompozisyon mantığını uygular. 21. yüzyılın en başarılı popüler müziği, prodüksiyonu bakımından Chicago ve Detroit'in torunudur. 2000'lerde popüler müzik prodüksiyonunu dönüştüren dizüstü bilgisayar ve dijital ses iş istasyonu devrimi, sampler'ları, synthesizer'ları ve davul makinelerini uzun süredir başlıca çalgıları olarak kullanan house ve techno prodüktörlerince önceden haber verilmişti. Tür, insan bedeni, elektronik ses ve toplu deneyim arasındaki ilişki için yaşayan bir laboratuvar olmayı sürdürüyor.