Punk, öncelikle müzikle ilgili değildi. Kimin müzik yapabileceği ve neden yapacağıyla ilgiliydi. Üç akor ve söyleyecek bir şeyin meşru bir sanatsal ifade için yeterli olduğu ısrarı, tüm müzik endüstrisini yeniden yapılandırdı ve bugün hâlâ işleyen bağımsız müzik kültürü şablonunu yarattı.
PUNK'IN KOŞULLARI: NEYE TEPKİ GÖSTERDİ
Punk rock, ana akım rock'ın aşırılığı ve erişilmezliği olarak görülen şeye bir tepki olarak New York'ta (1974-76) ve Londra'da (1976-77) eşzamanlı olarak ortaya çıktı. 1970'lerin ortasına gelindiğinde rock müziği onlarca yıllık bir kültürel sermaye ve ticari altyapı biriktirmişti: Yes, Emerson, Lake and Palmer ve Led Zeppelin gibi stadyum grupları gösterişli sahne düzenleri ve ışık şovlarıyla stadyumlarda çalıyordu; progresif rock plakları uzun ve yarı akademik bir dikkat gerektiriyordu; plak şirketleri başarıyı kültürel etkiyle değil çeyrek başına satılan birimle ölçen kurumsal yapılara dönüşmüştü. İngiltere'de işsizlik 1977'de 1,5 milyona yaklaşmıştı ve işçi sınıfı ile devlet arasındaki toplumsal sözleşme gözle görülür biçimde çözülüyordu; "Hoşnutsuzluk Kışı" (1978-79) ufuktaydı. Punk bu durumu doğrudan adlandırdı: Sex Pistols'tan Johnny Rotten'ın "God Save the Queen"de (1977) söylediği gibi, "no future" (gelecek yok). Şarkı Kraliçe Elizabeth'in Gümüş Jübile kutlamaları sırasında yayımlandı ve BBC tarafından hemen yasaklandı; bazı listelerde bir numaraya çıktı, resmî listede ise tartışmalı bir hesaplamayla iki numarada kaldı.
NEW YORK PROTO-PUNK'I VE CBGB SAHNESİ (1974-76)
Punk'ın Amerikan kökleri çoğul ve çeşitlidir. The Velvet Underground (1966-70) entelektüel soy çizgisini kurdu: gürültü, atonalite, William Burroughs ve Hubert Selby Jr.'dan etkilenen edebi sözler ve Andy Warhol'un Factory'si aracılığıyla görsel sanat dünyasıyla kurulan ittifak. The New York Dolls (1972-75) glam rock saldırganlığını ve erken Chuck Berry rock and roll'una olan borcu getirdi. Tom Verlaine ve Richard Lloyd'un grubu Television, post-punk gitarını tanımlayacak köşeli, birbirine kenetlenen çizgilerden oluşan çift gitarlı bir yaklaşım geliştirdi. Patti Smith rock müziğine şiiri getirdi: Horses'ı (1975) kaydetmeden önce birkaç şiir kitabı yayımlamıştı ve onun punk anlayışı açıkça edebiydi; rock enerjisini Rimbaud'ya, Coltrane'e ve Dylan'a bağlıyordu. 1974'te Queens'in Forest Hills semtinde kurulan Ramones, rock'ı mutlak asgarisine indirdi: üç akor üzerine kurulu iki dakikalık şarkılar, gitar solosu yok, durmaksızın ileri akan bir itki. İlk albümleri (1976) 29 dakikada 14 şarkı içerir. Şarkılar ezgisel olarak güçlüdür (The Beach Boys'u ve Phil Spector'ın ses duvarlı kız grubu prodüksiyonlarını özümsemişlerdi), ama her türlü karmaşıklıktan ve prodüksiyon süsünden arındırılmıştır. Aşağı Manhattan'da Bowery'deki CBGB kulübü bütün bu gruplara ev sahipliği yaptı ve Amerikan proto-punk sahnesinin örgütsel merkezi oldu.
İNGİLİZ PUNK'I: SEX PISTOLS, THE CLASH VE HAREKET
Kısa bir süre The New York Dolls'un menajerliğini yapan Malcolm McLaren, Londra'ya dönüp King's Road'da Vivienne Westwood'un tasarladığı kışkırtıcı giysileri satan SEX adlı bir butik açtı. Dükkânın müşterileri ve kültürel çevresinden bir grup kurdu: vokalde John Lydon (Johnny Rotten), gitarda Steve Jones, davulda Paul Cook ve basta Glen Matlock'tan (yerini sonra Sid Vicious aldı) oluşan Sex Pistols. Menajerlerinin kavramsal kışkırtmaları grubun gerçek nihilizmi ve müzikal enerjisiyle birleşince, öfke uyandırmak ve müzik endüstrisinin ticari makinesini İngiliz kültürünü biçimlendiren başlıca güç olarak teşhir etmek üzere tasarlanmış Never Mind the Bollocks, Here's the Sex Pistols (1977) albümü ortaya çıktı. The Clash gerçek bir siyasi içerik getirdi: ırkçılık karşıtlığı, emperyalizm karşıtlığı ve punk'ın "kendin yap" ahlakını ve dışlanmışların siyasetini paylaştığını gördükleri Jamaika reggae ve dub'ıyla derin bir ilişki. 1979 tarihli çift albümleri London Calling, ses dağarını rockabilly, caz ve ska'yı kapsayacak şekilde genişletti. Buzzcocks, The Damned ve Siouxsie and the Banshees hareketin içinde her biri kendine özgü yaklaşımlar geliştirdi.
"KENDİN YAP" AHLAKI, HARDCORE VE POST-PUNK
Punk'ın en kalıcı yanı sesi değil kurduğu üretim felsefesiydi: üç akor meşru bir sanatsal açıklama için yeterliyse, herkes büyük bir şirketin kaynakları ya da onayı olmadan müzik kaydedip dağıtabilirdi. Fanzinler, yani hayranların fotokopiyle ürettiği yayınlar, bir eleştiri altyapısı yarattı. Bağımsız şirketler (İngiltere'de Rough Trade, ABD'de SST ve Dischord) plakları büyük şirket sisteminin dışında dağıttı. Amerikan hardcore'u (Los Angeles'tan Black Flag, Washington DC'den Minor Threat ve Bad Brains, San Francisco'dan Dead Kennedys) punk'ın hızını ve yalınlığını mantıksal uç noktalarına taşıdı. Minor Threat'ten Ian MacKaye, punk'ın kendini yok etme eğilimine ilkeli bir yanıt olarak Straight Edge felsefesini (uyuşturucudan, alkolden ve gelişigüzel cinsellikten uzak durmak) geliştirdi. Hardcore'u herkesten hızlı ve kesin çalan dört siyah müzisyenden oluşan Bad Brains, punk'ın ırksal ya da kültürel olarak tek tip olduğu varsayımını yerle bir etti. Aralarında Wire, Joy Division, Gang of Four, The Fall ve Talking Heads'in bulunduğu post-punk, punk'ın geleneği reddedişini sadeleştirmeye değil müzikal deneye uyguladı. Joy Division'ın Unknown Pleasures (1979) albümü, Ian Curtis'in varoluşsal kesinlikteki sözlerini endüstriyel bir kasvet estetiğiyle birleştirdi ve o günden beri rock müziğini kesintisiz etkiledi. Gang of Four Marksist kültür kuramını funk etkili ritimlere uygulayarak rock tarihinin kavramsal açıdan en titiz albümlerinden biri olan Entertainment!'ı (1979) üretti. Post-punk'ın mirası müzikal açıdan punk'ın kendisinden daha önemliydi: etkisi alternatif rock'tan, grunge'dan, indie rock'tan ve atmosferi tekniğin önüne koyan her gitar grubundan geçer.
Punk'ın asgari teknik beceriyle herkesin müzik yapabileceği ilanı, rock'ı bugün de yankılanan biçimlerde demokratikleştirdi. Virtüözlük engelini ortadan kaldırarak müzikal değerin ölçüsünü teknik başarıdan içtenliğe ve aciliyete kaydırdı. Bu felsefi miras yatak odası pop'unda, lo-fi kayıt estetiğinde ve duygusal sahiciliği prodüksiyon cilasının önüne koyan her müzikal akımda yaşıyor: müzik kültürü kendi gelenekleriyle fazla rahatladığında her seferinde yeniden ortaya çıkan, popüler müziğin içinde süregiden bir karşı gelenek.