Disko ticari bir ürün değildi. Siyah, Latin ve eşcinsel New Yorkluların ana akım Amerika'nın kendilerine reddettiği bir alan yarattıkları yeraltı kulüplerinde doğdu. Bu mekânlardan çıkan müzik on yılın hâkim sesi oldu — ve Amerika kültürü hakkında müziğin kendisi kadar çok şey ortaya koyan bir tepkiyle karşılaştı.
YERALTINDAKİ KÖKENLER: IRK, CİNSEL KİMLİK VE KULÜP KÜLTÜRÜNÜN DOĞUŞU
Disko, 1969-1973 arasında New York'ta, ana akım eğlencenin dışında bırakılan toplulukların, yani siyah, Latin ve eşcinsel Amerikalıların buluştuğu mekânlarda (kulüpler, loft'lar, topluluk merkezleri) ortaya çıktı. Kültürel bağlam müzikten ayrılamaz. Doğrudan öncülü 1960'ların New York diskotek kültürüydü: DJ Terry Noel'in kesintisiz dans müziği çaldığı Arthur (1965) gibi mekânlar ve Hell's Kitchen'da eski bir Alman Baptist kilisesinde açılan, zamanla ağırlıklı olarak eşcinsel bir kalabalığa ev sahipliği yapan The Sanctuary. The Sanctuary'nin DJ'i Francis Grasso, sonraki bütün DJ'liğin temeli olacak iki tekniği yerleştirdi: slip cue (çalan plak sürerken bir sonrakini hazırlayıp kesintisiz geçiş yapmak) ve kulakla miks (plakları yalnızca dinleyerek tempolarını eşleyip birbirine karıştırmak). Bu teknik yenilikler DJ'i bir plak sunucusundan bir müzik yapıcısına dönüştürdü. David Mancuso'nun Manhattan'daki evinde başlattığı "The Loft" (1970) ve Nicky Siano'nun "The Gallery"si (1973), modern gece kulübünün şablonunu kurdu: dans eden bir kalabalığa kesintisiz çalan bir DJ, başlıca maddi ve estetik yatırım olarak ses sistemi ve canlı bir icrayı dağıtmanın aracı değil, başlı başına sanatsal ortam olarak plak. Bunlar alışılmış anlamda ticari mekânlar değildi: üyeliğe dayalı, ırk ayrımını aşan ve eşcinsel konukları açıkça kucaklayan özel partilerdi; üstelik eşcinselliğin hâlâ yasal baskı altında olduğu ve 1969 Stonewall Ayaklanması'nın eşcinsel hakları hareketini yeni ateşlediği bir kentte. Bu mekânların siyaseti, yani ırk ayrımını ve homofobiyi reddetmeleri, müzikte ifadesini buldu: coşkulu, topluluğa dayalı, özgürleştirici.
DİSKO SESİ: PHILADELPHIA, MORODER VE CHIC
Diskonun müzikal özellikleri, funk'ın ritmik kesinliği ile Philadelphia soul'unun orkestral zenginliğinin kesişiminden doğdu. Philadelphia International Records'ta Kenny Gamble, Leon Huff ve Thom Bell; gür yaylı düzenlemeleri, karmaşık ritim grubu çalışması ve incelikli akor dizileriyle tanınan bir prodüksiyon üslubu geliştirmişti; The O'Jays, Harold Melvin and the Blue Notes ve The Spinners bu sesi tanımladı. Disko Philadelphia'nın orkestral zenginliğini benimseyip onu daha açık bir dans pisti yönelimiyle birleştirdi. Four-on-the-floor bas davul (4/4'lük ölçünün her vuruşunda bas davul), vuruş aralarında açık hi-hat ve senkoplu bir bas çizgisi, dansçıları hareket halinde tutan ritim motorunu oluşturdu. Münih'te çalışan İtalyan prodüktör Giorgio Moroder, şarkıcı Donna Summer'la yaptığı "I Feel Love" (1977) ile diskonun geleceğini değiştirdi. Parça canlı orkestranın yerine tümüyle synthesizer'la üretilmiş, müzisyenlerce çalınmak yerine bir sequencer'da programlanmış bir Moog altyapısı koydu. Anlatılana göre Brian Eno plağı duyunca David Bowie'ye bunun "önümüzdeki on beş yıl boyunca kulüp müziğinin sesini değiştireceğini" söylemişti. Eno az bile söylemişti: "I Feel Love", house'un, techno'nun, trance'ın ve sonraki bütün elektronik dans müziği biçimlerinin doğrudan şablonudur. Sequencer'la sürülen bas davulu, mekanik hi-hat'i ve synth bası, o günden beri açılan her dans kulübünde duyulur. Gitarist Nile Rodgers ile basçı Bernard Edwards'tan oluşan Chic, disko prodüksiyonuna en üst düzeyde müzikal incelik getirdi. Rodgers caz armonisi çalışmıştı; Edwards bas çizgilerine ezgiye karşı bir kontrpuan olarak yaklaşıyordu. Düzenlemeleri armonik açıdan diğer bütün disko plaklarından daha karmaşıktı. "Le Freak" (1978), o güne kadar Atlantic Records'un en çok satan teklisi oldu; "Good Times" (1979) kusursuz bir groove'u o kadar çekici bir bas çizgisiyle birleştirdi ki Sugarhill Gang onu stüdyo grubuna yeniden çaldırarak ticari olarak başarılı ilk hip-hop plağı "Rapper's Delight"ın altyapısı yaptı.
STUDIO 54, TEPKİ VE DISCO DEMOLITION NIGHT
Steve Rubell ve Ian Schrager, Nisan 1977'de West 54th Street'te Studio 54'ü açtı. Birkaç ay içinde tarihin en ünlü gece kulübü olmuştu: Bianca Jagger, Andy Warhol, Liza Minnelli ve Halston'ı çeken, magazin basınınca takıntılı biçimde fotoğraflanan bir ünlüler oyun alanı. Studio 54 yeraltının estetiğini ana akım bir kitle için sahiplenirken onu doğuran siyasi bilinci ortadan kaldırdı. Müzik ve kültür, köken aldıkları topluluklardan koparıldı. Ticarileşme tepkinin koşullarını hazırladı. 12 Temmuz 1979'da, çalıştığı istasyon tümüyle disko formatına geçince kovulan Chicagolu rock radyo DJ'i Steve Dahl, Comiskey Park'ta bir White Sox çift maçının arasında bir etkinlik düzenledi: taraftarlar sahada patlatılacak disko plakları getirmeye davet edildi. Yaklaşık 50.000 kişi katıldı; patlama bir karışıklığa yol açtı, saha zarar gördü ve ikinci maç hükmen kaybedildi. Disco Demolition Night, özünde diskonun temsil ettiği topluluklara karşı bir tepki olan kültürel bir karşı hareketin en görünür belirtisiydi: kültürel egemenliğinin siyah, Latin ve eşcinsel kültürel ifadece tehdit edildiğini hisseden, büyük ölçüde beyaz ve heteroseksüel bir rock kitlesinin tepkisi.
MİRAS: DİSKODAN ELEKTRONİK DANS MÜZİĞİNE
Disko 1979'dan sonra ölmedi. Yeniden yeraltına indi ve dönüştü. Chicago'da Frankie Knuckles (The Warehouse) ve Ron Hardy (The Music Box), synthesizer'lar, davul makineleri ve makaralı bant kurgularıyla diskonun yaklaşımını genişleterek house müziğini yarattı; türün adı Warehouse'tan gelir. Larry Heard gibi prodüktörler bu sesi derinleştirdi. Detroit'te Derrick May, Juan Atkins ve Kevin Saunderson, diskonun duygusal sıcaklığı yerine elektronik prodüksiyonun mekanik niteliklerini öne çıkaran daha yalın ve endüstriyel bir biçim olan techno'yu geliştirdi. İki tür de 1980'lerin sonunda Avrupa'ya yayılarak rave kültürünü, acid house'u, trance'ı ve bütün küresel elektronik dans müziği endüstrisini doğurdu. Bugün elektronik müzik çalan her DJ, bir Chicago house gecesinden bir İbiza süper kulübüne kadar, doğrudan Francis Grasso'nun 1969'da The Sanctuary'deki slip cue'suna ve Giorgio Moroder'in 1977'de "I Feel Love"daki sequencer'ına uzanan bir soy çizgisinde çalışır.